heforshe.org site linki
0216 458 99 00
EN
DE
Girişimcilik Mutfağı Site Linki
Atatürk İmzası
Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.

Göçmen Bakanlığı kurulsun "Milliyet Gazetesi"

Suriye’deki savaş sonrası 2.5 milyon göçmenin Türkiye’ye girdiğini hatırlatan Ali Kılıç, “Zamanında tedbir alınmazsa, ileride içinden çıkamayacağımız büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Kurulacak olan hükümette de mutlaka Göçmen Bakanlığı oluşturulmalıdır” dedi.

Bir göçmen çocuğu olarak gittiği Almanya’da uzun süre bu ülkede yaşamını sürdüren Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, Türkiye’nin özellikle son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan trajik olaylar nedeniyle karşı karşıya kaldığı göç sorununu ancak kuracağı bir göçmenlik bakanlığıyla aşabileceğini söyledi. Türkiye’nin beklenmedik bir şekilde yanı başında yaşanan iç savaşlar nedeniyle zorunlu olarak aldığı göçlerin yanı sıra, Avrupa’ya göçmen olarak gidip burada çeşitli ülkelerde yaşayan soydaşlarının bulunduğunu, o nedenle bu konuda mutlaka bir stratejisi olması gerektiğini söyleyen Kılıç, “Bu da ancak bu alana yoğunlaşabilecek bir bakanlığın kurulmasıyla mümkündür’ dedi.
Almanya’da çeşitli demokratik kitle örgütleri içinde göçmelerin sorunlarıyla yakından ilgilenen, CHP MYK üyesiyken de bu konuda raporlar hazırlayan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç ile göç ve göçmenlerin oluşturduğu sorunlar üzerine bir söyleşi yaptık.
 
‘Zamanında Yeterli  önlemler  alınmadı’
 
Uzun yıllar göçmen olarak yurtdışında yaşayan biri olarak, Türkiye’nin şu anda yaşadığı ‘göç ve göçmen’ sorununa bakışınız nedir?
 
Aslında göç yaşamızın ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak, son yıllardaki gibi savaşların yol açtığı yığınsal bir göç ile karşılaşmadığımız için bir sorun olarak görülmemiştir. Yoksa, insanlık tarihiyle birlikte büyük küçük bir göç sirkülasyonu hep yaşanmıştır. Bu sirkülasyonu en fazla yaşayan Anadolu toprakları olmuştur. Çok yoğun bir göç alışverişi yaşandığı halde zamanında ve yeterli önlemlerin alınmaması bu konuyu, bugün büyük bir sorun olarak karşımıza gelmesine yol açmıştır.
 Bu sorun, göçler başlamadan yerinde çözülemez miydi?  
Gönlümüz böyle bir çözümden yana. Ancak, bugün bunu gerçekleştirmek çok zor. Ülke içinde yaşanan göç sorununu, insanların ekonomik ve sosyal sorunlarını yerinde çözerek, büyük kentlerde aradıkları yaşam standardını sağlayarak aşmak mümkün. Unutmamak gerekir ki Türkiye, iç göçlerin yanı sıra, hiç beklenmedik bir şekilde Irak ile başlayarak Suriye ile devam eden iç savaşların yarattığı göç dalgalarıyla da karşı karşıya kalan bir ülke. Aslında bugüne kadar buna karşı ciddi ve tutarlı bir stratejiniz ve politikanız olması gerekirken, umuda yolculuk olarak başlayan bu göçler için ne yazık ki ülkemizde hala elle tutulur bir politika ve strateji belirlenememiştir. Bu, yaşanan iç göçler için de geçerlidir.
 
‘Sorunlar ciddi, planlama şart’
 
Göçlerin, göç alan ülkeler üzerinde ne tür etkileri var?
 
Avrupa, Asya ve Afrika üçgeninin tam ortasında kalan Türkiye, bu göçlerden kültürel olarak epey yararlanmış, hatta Anadolu’da ortak yaşam biçimleri bile oluşmuştur. Türkiye açısından bakıldığında göçlerin ekonomik ve sosyal etkileri farklı sonuçlar ortaya koymaktadır. İç göç hareketleri, ya da yurtdışına göçlerin temelinde ekonomik nedenler yatmaktadır. Özellikle yurtdışına yapılan göçler, Türkiye’nin döviz dar boğazından çıkmasına önemli katkısı olmuştur. Ancak bugün sayıları 6 milyona yaklaşan bu insanların geleceği ne yazık ki planlanamamıştır. Halen ciddi sorunları vardır. Kendi kaderlerine terk edilmiş olduklarından, yaşadıkları ülkelerde de çeşitli baskı ve ayrımcılıkla da karşı karşıya kalmaktadırlar. 
İç göçlere gelince; önceden gerekli önlemler alınamadığından, yada bu ölçekte bir hareketlilik beklenmediğinden büyük kentlerde ciddi sorunlara yol açmıştır. Türkiye 60 yıla yakın bir süre bu sorunla boğuşmak zorunda kalmıştır. Hâlâ da uğraşıyor.
Bir de bizin dışımızda gelişen olayların yarattığı göç sorunu var. Örneğin, Körfez Savaşı’yla başlayıp, Arap Baharı denen senaryonun son perdesinin açıldığı Suriye ile devam eden zorunlu göçler var. Sadece Suriye’den ülkemize 2.5 milyonu bulan insan zorunlu olarak göç etmiştir. Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmak isteyenler de dahil edildiğinde inanılmaz bir göç dalgası yaşandığı görülüyor. Bu göç dalgası, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra karşılaştığımız en büyük yer değiştirme hareketidir. Buna, Doğu ve Güneydoğu illerinden yapılan zorunlu iç göçler de eklendiğinde, Türkiye’nin daha ciddi ve büyük sorunlarla  karşılaşacağı gerçeği gözler önünde duruyor.
 
‘Avrupa 50 yıldır sorunu çözemiyor’
 
Türkiye göç gerçeğiyle ne zaman ciddi anlamda tanıştı ve göçün oluşturacağı sorunlar nasıl çözülür?
 
Suriye’den göç, gerçekle yüzleşmemize neden oldu. Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini adeta darmadağın eden Arap Baharı senaryosunun son halkasına gelindiğinde, sorunu kucağımızda bulduk. Kapı komşumuz Suriye’de tetiklenen iç savaş sonucu 2011 yılından bu yana 2.5 milyon Suriyeli sınırlarımızı aşarak Türkiye‘ye girdi. Hatta deniz yoluyla Yunanistan ve İtalya’ya ulaşmaya çalışan Suriyeli göçmenler en son tüm sınırları alt üst ederek Macaristan, Avusturya,Polonya, Almanya ve Hollanda’ya karadan ulaşmaya başladılar. Burada dikkat edilecek konu şu: Türkiye, Avrupa’ya 1960‘dan 2010 yılına kadar toplam 5 milyon civarında göçmen vermiştir. Ve Avrupa Türkler ve diğer göçmenlerle yaşadığı sorunları yaklaşık 50 yıldır çözemiyor. eğitim, işsizlik, emeklilik ve uyum konularında ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
 Peki 4 yılda sadece Suriye’den 2.5 milyon göçmen alan Türkiye bu sorunu nasıl çözecektir?
Zamanında tedbir alınmazsa, ileride içinden çıkamayacağımız büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Bu nedenle tüm siyasi partilere şu çağrıda bulunuyorum: Daha fazla zaman kaybetmeden parti programlarına Göç ve Göçmen sorununu koymalı ve kurulacak olan hükümette de mutlaka Göçmen Bakanlığı oluşturulmalıdır. Aksi takdirde sahillerimiz ve topraklarımız, daha çok Aylan bebeklerin bir umut için çıktıkları yolda yaşamlarını yitirdikleri coğrafyaya dönüşecektir.
 
‘Almanya bildiğini okuyor’
 
 Peki, yurtdışına dönersek, kaderleriyle baş başa bırakılan insanlarımıza daha iyi şartlar sağlanamaz mıydı?
 
Olur mu hiç? Örneğin, en büyük sorun olarak görülen uyum politikası, insanlarımızın yaşadıkları ülkelerde tek taraflı uygulandı. Daha düne kadar inançlarını rahat yaşamaktan uzaktaydılar. 
Eğitim politikaları, tek taraflı, Türkiye’yi dikkate almadan uyguladılar. Buyrun, Almanya’nın başını çektiği ‘Schengen’. Türklere uygulanan vize dayatması... Hiç bir hukuki dayanağı kalmamasına rağmen Almanya, yıllardır bildiğini okumaktan geri durmuyor. Dışarıya karşı böyle katı bir tutum içinde olan Batı Avrupa, özellikle 1960‘lı yıllardaki iş göçünü uzun süre ‘misafir işçi‘ statüsünde ele alarak sorunları görmezden gelmiştir. Ama Hollanda ve Almanya uzun bekleyiş ve ayak diremeden sonra göç ve göçmenler olgusunu kabul ederek, Göçmen Bakanlığı kurulmasını zaruri gördüler. Almanya, uzun süre alt kültür  üst kültür tartışmasını yaşadıktan sonra bir Göçmen Bakanlığı kurarak, artık bir göçmen ülkesi olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Avrupa’da bunca gelişmeler yaşanırken, göç hareketinin tam da merkezinde olan Türkiye’de neden kimsenin kılı kıpırdamıyor? Çok mu rahatız? Hayır! O halde sorun nedir? Sorun tek kelimeyle vurdumduymazlık...